Distraction Free Reading

Tedavi ve Bakım Arasında: Türkiye’nin Hibrit Tıp Ortamında Beden Yönetimi

Ne geleneksel ne de modern, ne tamamen tıbbın içinde ne de tamamen dışında olan bir uygulamaya ne ad verilir? Türkiye’de bu sorunun cevabı bir kısaltma şeklinde gelmekte: GETAT (Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp). 2014 yılından beri resmi olarak düzenlenmekte olan bu alan, akupunktur ve kupa terapisinden bitkisel tedaviye ve sülük tedavisine kadar her şeyi kapsamaktadır. Tüm bu uygulamalar yasal olarak yalnızca sertifikalı tesislerde lisanslı hekimler tarafından gerçekleştirilebilmekte. Kağıt üzerinde, bu düzenleme derli toplu bir idari çözüm gibi görünmekte. Ancak sahada durum hiç de öyle değil.[1] Bunu çalışmamızın erken bir aşamasında, Ankara’da bir klinikte, orijinal yönetmeliklerin hazırlanmasına yardımcı olan doktorlardan biriyle konuşurken anladık. Doktor, koltuğuna yaslanıp “GETAT en iyi isim”, dedi. Bu terimin yerel olarak ortaya çıkmadığını, ancak geleneksel tıp sistemleriyle tanınan Çin, Hindistan, Tayland ve Almanya gibi ülkelere yapılan yıllarca süren ziyaretler sonucunda şekillendiğini açıkladı. “Onların bunu nasıl sınıflandırdıklarına baktık,” diye devam etti. “Neler geleneksel sayılır? Neler tamamlayıcı, bütünsel veya bütünleştirici sayılır? Bu kavramları öylece çeviremezsiniz. Onları uyarlamanız da gerekir.” Etiketin kendisiyle ilgili tartışma, tıbbi bilgi ve uzmanlık konusunda tarihsel ve sosyolojik bölünmeleri ortaya koymaktadır.

Son on yılda, sağlık sistemlerinin çeperlerinde kalan geleneksel, tamamlayıcı ve alternatif tıp, bu sistemlerin kurumsal merkezine doğru ilerlemektedir. Türkiye’de ise bu dönüşüm, bihassa GETAT aracılığıyla devlet hastanelerinde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıbbın giderek kurumsallaşmasıyla birlikte görünür bir hal almıştır. Ancak bahsedilen etnografik karşılaşmanın da gösterdiği gibi, GETAT sadece önceden var olan uygulamaların kurumsal olarak tanınması değildir. GETAT, öncelikle neyin tıp olarak kabul edileceğini yeniden şekillendiren bir dizi çeviri, uyarlama ve müzakerenin sonucudur. Bu anlamda, GETAT hibrit bir varlık (Latour 1993) olarak anlaşılabilir: ne “modern” biyotıp ne de “geleneksel” şifacılığa tam olarak ait olmayan, bunun yerine bilimsel protokoller, kültürel uygulamalar, düzenleyici çerçeveler ve küresel bilgi dolaşımı gibi heterojen unsurların iç içe geçmesiyle ortaya çıkan bir oluşumdur.

Bu alana adım attığımızda kafamızı kurcalayan şey tam da bu hibrit yapının kendisi oldu. Örneğin, Ankara’da “doğal” tedavileriyle reklam yapan özel bir hastaneye girdiğimizde, bekleme salonundaki büyük tanıtım afişleri hemen dikkatimizi çekmişti: GETAT uygulamaları ile tıbbi estetik prosedürler yan yana, eşit derecede öne çıkan ve pazarlanabilir bir şekilde sergileniyordu. İyileştirme ve güzelleştirme, ayrı alanlardan ziyade, aynı sürekliliğin parçası olarak karşımıza çıktı.

Bir hastanenin bekleme salonundaki afişlerde, geleneksel tedaviler ile tıbbi gözetim altında gerçekleştirilen kilo verme ve estetik programının tanıtımları duvarda yan yana sergilenmektedir.

Ankara’daki özel bir hastanede yan yana yer alan reklamlar: “Geleneksel tedaviler”in yanında, tıbbi gözetim altında yürütülen kilo verme ve estetik programı tanıtılmakta; bu durum, vücut bakımına yönelik biyomedikal, estetik ve geleneksel yaklaşımların birbirine yakınlaştığını göstermektedir (Fotoğraf: Yazar).

Doktorlardan biriyle yaptığımız sohbette bu paralellik daha da belirginleşti. Kendisi, sadece fitoterapi ve akupunktur gibi uygulamalar sayesinde değil, aynı zamanda Botox tedavileri ve sağlıklı bir yaşam tarzı sayesinde de kendini önemli ölçüde daha genç hissettiğinden uzun uzadıya bahsetti. Bu bağlamda, GETAT artık sadece hastalıkları tedavi etmekle ilgili değil. Bu, kendine bakım ve optimizasyona yönelik daha geniş bir projenin parçası olarak karşımıza çıkmakta — Nikolas Rose (1999), Foucault’nun öz-yönetim kavramlarından yola çıkarak bunu “kendini yönetme” olarak tanımlamaktadır. Sağlık ve güzellik, tedavi ve bakım, disiplin ve tüketim ayrı konular değil, birbiriyle derinlemesine iç içe geçmiş uygulamalardır.

Memnuniyetsizlikten Yeniden Yapılandırmaya

Geleneksel ve tamamlayıcı tıbba yönelik artan ilgi, genellikle biyotıp ile ilgili memnuniyetsizlikle açıklanmaktadır. Zihin ve bedenin Kartezyen ayrımına dayanan biyotıp yaklaşımları, bedeni sosyal, psikolojik ve deneyimsel boyutlardan kopuk, mekanik bir nesneye indirgedikleri için uzun süredir eleştirilmektedir. Scheper-Hughes ve Lock’un (1987) belirttiği gibi, bedenler her zaman aynı anda hem biyolojik, hem sosyal hem de yaşamsaldır. Türkiye’de bu eleştiri güçlü bir yankı bulmakta. Bireyler, bedenle daha “bütünsel” bir ilişki vaat eden, kültürel olarak tanıdık ve deneyimsel olarak anlamlı şifa uygulamalarına giderek daha fazla yönelmektedir. Bu değişim, uygulayıcıların kendi klinik muhakemelerindeki dönüşümü nasıl tanımladıklarına da yansımaktadır. Konuştuğumuz bir hekim, önceki biyomedikal eğitimini şu anki yaklaşımıyla karşılaştırdı:

“Eğer birinin başı ağrıyorsa, sadece ağrı kesici yazıp gönderirdim. Bildiğim tek şey buydu. Ama şimdi soruyorum: bu kişinin başı neden ağrıyor? Stres mi? Uyku mu? Beslenme mi? Kaygı mı? Çevresel bir şey mi? Eskiden amacım sadece ağrıyı durdurmaktı. Ama bu, ağrının geri gelmeyeceği anlamına gelmez.”

Onun için GETAT, sadece yeni tedavi seçenekleri sunmakla kalmadı; bakımın mantığını da yeniden şekillendirdi — semptom yönetiminden, hastalığa yol açan yaşam koşullarına dair daha kapsamlı bir incelemeye yöneldi. Ancak Türkiye’de GETAT’ın yükselişi, yalnızca hasta memnuniyetsizliğine indirgenemez. Yukarıdaki klinik örnekte de görüldüğü gibi, değişen şey sadece hastaların bakım aradıkları yer değil, bakımın kendisinin nasıl tasavvur edildiği ve uygulandığıdır. Bu dönüşüm, bir zamanlar resmi tıbbın dışında yer alan geleneksel şifa yöntemlerinin artık düzenleyici çerçevelere dahil edildiği, standartlaştırıldığı ve disiplin altına alındığı küresel yönetişim rejimleri ve kurumsal yeniden yapılandırmalar tarafından da şekillenmektedir.

Hayatın Optimizasyonu

Bu uyum sürecinde söz konusu olan, yalnızca farklı tıp geleneklerinin bir arada var olması değil, hayatın kendisinin nasıl anlaşıldığı ve ona göre nasıl hareket edildiğine dair ince bir değişimdir. Klinik ortamda bu değişim, soyut kavramlar aracılığıyla değil, gündelik uygulamalar ve rutinler yoluyla ifade edildi. Hacamat, fitoterapi veya akupunktur gibi tedaviler nadiren son çare olarak sunulmuştur. Bunun yerine, bu uygulamalar dengeyi korumak, hastalığı önlemek ve zaman içinde kişinin sağlığına yatırım yapmanın yolları olarak çerçevelenmiştir. Afişler, ambalajlar ve tanıtım kampanyaları bu mesajı pekiştirerek, hastaları kendi sağlıklarını yönetmede aktif bir rol almaya davet etmiştir.

Bu yaklaşım, Katherine E. Kenny’nin (2015) “yaşamın ekonomileştirilmesi” olarak tanımladığı, yaşamın sürekli yatırım yoluyla iyileştirilebilecek, uzatılabilecek ve optimize edilebilecek bir şey olarak ele alındığı düşünce biçimiyle örtüşmektedir. Bu anlamda sağlık, geri kazanılması gereken bir durum olmaktan çıkıp, yönetilmesi gereken bir proje haline gelmektedir. Aynı zamanda, Nikolas Rose ve Ayo Wahlberg’in (2015) belirttiği gibi, bu durum yaşamın daha geniş bir ölçekte yönetilmesi anlamına gelmekte ve bireyler kendi bedenlerini izlemek, düzenlemek ve optimize etmekle giderek daha fazla yükümlü kılınmaktadır. Sağlığın sorumluluğu kurumlardan bağımsızlaşmamakta, ancak yeniden dağıtılmakta ve bireylerin günlük alışkanlıklarına, rutinlerine ve seçimlerine yerleşmektedir.

Türkiye bağlamında GETAT, bu yerleşmenin gerçekleştiği alanlardan biri haline gelmiştir. Dini geleneklere dayanan uygulamalar bile bu mantık çerçevesinde yeniden şekillenmektedir. Örneğin, ay döngülerine göre tedavi için uygun günleri belirleyen hacamat takvimlerinin yaygınlaşması, bedensel bakımı beklenti, planlama ve optimizasyon ritimleriyle uyumlu hale getiren bir zamansal disiplin yaratmaktadır.

Bir klinikte duvara asılı olan 2025 yılı hacamat takvimi, hem Miladi hem de İslami ay takvimlerini kullanarak önerilen tedavi tarihlerini aylara göre listelemektedir.

Özel bir klinikte bulunan, tedavi zamanlamasını ay döngülerine göre düzenleyen 2025 yılı hacamat takvimi (Fotoğraf: Yazar).

Burada, manevi zamansallık ile güncel sağlık uygulamaları birbirine zıtlık oluşturmamakta. Aksine, bunlar aynı bakım anlayışının parçası haline gelmektedir; bu anlayışta beden, zaman içinde sürekli olarak ilgilenilmekte, düzenlenmekte ve iyileştirilmektedir.

Bu açıdan bakıldığında, GETAT ile estetik tıp arasındaki yakınlık tesadüfi değil, oldukça anlamlıdır. Birçok klinik ortamda, iyileştirmeyle ilgili uygulamalar, güzelleştirmeyle ilgili uygulamaların yanında yer almakta ve hastalık tedavisi ile bedeni güzelleştirme arasındaki sınırı bulanıklaştırmaktadır. Bu anlamda bakım, tüketimden giderek daha da ayrılmaz bir hale gelmektedir. Sağlık artık yalnızca hastalığın yokluğu olarak tanımlanmamaktadır; aksine bakım, sürekli ilgi ve müdahale gerektiren, sürdürülmesi gereken bir proje haline gelmektedir.

Aynı zamanda, bakım alanının genişlemesi, meşruiyet konusunda sürekli gündeme gelen soruları da beraberinde getirmektedir. Neyin “bilimsel” tıp olarak kabul edilmesi gerekir? Hangi uygulamalar onaylanabilir, hangileri ise bunun dışında kalmalıdır? Türkiye’de bu sorular kesin olarak çözüme kavuşturulmuş değil, bunlar sürekli olarak müzakere edilmektedir. “Tamamlayıcı”, “bütünleştirici” ve “kanıta dayalı” gibi terimler değişken şekillerde kullanılmakta ve bazı uygulamaların biyomedikal çerçevelere dahil edilmesine izin verirken diğerlerini dışlamaktadır.

Örneğin, fitoterapi genellikle laboratuvar araştırmaları ve klinik denemelerin diline çevrilirken, kupa tedavisi lisanslı hekimler tarafından steril koşullar altında uygulandığında kabul edilebilir hale gelmektedir. Buna karşılık, türbe/mabet temelli veya manevi aracılıkla gerçekleştirilen uygulamalar, meşru tıbbın sınırları dışında kalmaktadır. Bilim ile bilim dışı olan arasındaki sınır kaybolmamakta, aksine, Gil Eyal’ın (2019) uzmanlık ve sınırlarının sürekli müzakeresi olarak tanımladığı süreci yansıtacak şekilde, pratikte aktif olarak yeniden çizilmektedir.

Böylece ortaya çıkan tablo, farklı tıp sistemlerinin basit bir şekilde bir arada var olması değil, ihtiyatlı bir biçimde yönetilen bir hibritlik formudur. Geleneksel uygulamalar, biyomedikal normlarla uyumlu olacak şekilde seçici olarak dahil edilir, standartlaştırılır ve yeniden yapılandırılırken; bu tür bir uyarlamaya elverişli olmayan unsurlar marjinalleştirilmekte ya da dışlanmaktadır. Burada belirsizliğin kendisi bir yönetim aracına dönüşür; esneklik ve adaptasyona imkân tanırken, neyin geçerli bilgi olarak kabul edileceği üzerindeki kontrolün sürdürülmesini sağlar.

Sonuç olarak bu dinamikler, Türkiye’de GETAT’ın yükselişinin sadece geleneği yeniden keşfetme ya da biyotıbba direnme öyküsü olmadığını göstermektedir. Aksine bu durum; tıp, bilgi ve bedenin yapılandırılma biçimindeki daha geniş bir dönüşümü ortaya koymaktadır. Bireyler, sağlığı sadece bir bakım meselesi olarak değil, aynı zamanda kesintisiz bir optimizasyon projesi olarak da yönetmekten giderek daha fazla sorumlu hale gelmektedir. GETAT, tam da bu süreçlerin kesişim noktasında yer almaktadır: Biyotıbbın tamamen dışında ya da bütünüyle içinde değil; tıbbın sınırlarının sürekli olarak çizildiği ve yeniden müzakere edildiği hibrit bir alandır.


[1] Bu blog yazısı, Kırşehir Ahi Evran Üniversitesi Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (BAP) tarafından desteklenen “FEF.A3.24.008” numaralı proje kapsamında, Türkiye’de Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp (GETAT) ve tıbbi bilgi üretimi üzerine yürütülen —Anadolu Tıbbına dair güncel incelemeleri de içeren— bir araştırma projesinin etnografik saha çalışmasına dayanmaktadır.

Bu gönderi şu kişiler tarafından derlenmiştir Contributing Editor Bronte Jones tarafından incelendi ve Andra Sonia Petrutiu.

References

Eyal, G. (2019). The crisis of expertise. Cambridge: Polity Press.

Kenny, K. E. (2015). The biopolitics of global health: Life and death in neoliberal time. Journal of Sociology, 51(1), 9–27.

Latour, B. (1993). We have never been modern. Cambridge, MA: Harvard University Press.

Rose, N. (1999). Governing the soul: The shaping of the private self (2nd ed.). London: Free Association Books.

Rose, N., & Wahlberg, A. (2015). Governing the molecular: Life science and the politics of health. Economy and Society, 44(1), 1–22.

Scheper-Hughes, N., & Lock, M. M. (1987). The mindful body: A prolegomenon to future work in medical anthropology. Medical Anthropology Quarterly, 1(1), 6–41.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *