“Kendimi duygusal olarak hazır hissetmiyorum ama bir yandan sürekli aklımda şu var: ‘Biyolojik olarak yumurtaların çöküyor, yumurtaların çöküyor.’” Bu cümleyi Frankfurt’un merkez bölgelerinden birinde yaptığımız mülakat sırasında Dicle’den duydum. Dicle yirmili yaşlarının sonunda bir avukat. Bu cümlede tam olarak neyin kafamı karıştırdığını anlamam iki yılımı aldı. Bir yumurtanın çökmesi ne demekti? Dicle bunu ikimizin de ana dili olan Türkçede “yumurtaların çöküyor” olarak ifade etmişti. Dolayısıyla collapsing eggs duruma uygun düşen çeviri olmalıydı ama yine de bir şeyler kulağıma tuhaf geliyordu. Türkçede “çökmek” kelimesi bir bakıma somut şeyler çağrıştırıyordu. Bir bina çökebilirdi, ya da bir köprü. Ama bir yumurta nasıl çökerdi?
Dicle’yle yaptığım bu mülakat, Türkiye’den Almanya’ya göçen kadınların yumurta dondurma deneyimlerini incelediğim doktora araştırmama ait. Dicle’nin sözlerini anlamlandırma çabam bu araştırmanın çıkış noktasını açığa çıkarıyor: göçmen kadınların gittikçe azalan doğurganlık potansiyelleriyle kurduğu kaygı yüklü ilişkiyi nasıl inceleyebiliriz? Ve yumurta dondurma teknolojisiyle kurdukları temasları yalnızca bir tekno-çözüm olarak yorumlamak mümkün olabilir mi? Ben donmuş yumurtaların, göçmen hayatları yeniden inşa ederken oldukça “değerli” bir malzeme olduğunu tartışıyorum. Stabilite için verilen emek yüklü bir süreçte, nitrojen tanklarında sabırla bekleyen donmuş yumurtalar belli zamansal kaygıları azaltıyor. Ama aynı zamanda da yepyeni uzamsal kaygıları beraberinde getiriyor.
Dicle, yumurtalarını kaybetme korkusu yaşayan tek kişi değil. Yirmilerinin sonunda bir genetisyen olan Yağmur ile Münih’te görüştüm. Yağmur, Türkiye’den Almanya’ya taşınalı iki yıldan fazla olmuştu. Yumurtalarını dondurmak için en önde gelen sebebi, yakında geçireceği tedavinin yumurtaları için taşıdığı risklerdi. Almanya’da yumurta dondurma tedavisine girmenin getireceği bürokratik, maddi ve dil kaynaklı sıkıntıları aşabilecek güçte hissetmiyordu. Ancak Türkiye’de cryopreservation, yani yumurtaları dondurarak saklama teknolojisinin sorunsuz çalışacağına da pek ihtimal vermiyordu. Bu durumu şöyle açıklıyordu:
“İşim gereği çok değerli materyallerimizi (Almanya’da) belli buzluklarda saklıyoruz ve bir derece düştüğü an bütün alarmlar çalmaya başlıyor. Onu anında geri çevirmek zorundayız ki, hani bizim değerli olan o materyallerimiz bozulmasın o buzlukların içinde. Yani (diyelim ki) o buzlar eridi, atıyorum ki komple elektrikler gitti bir yerde. Bunu önleyecek mekanizmalar var mı, bilemiyorsun. (Yumurtalara dair) her şeyi tek tek kontrol etmen gerek. Yani ben hangi birini, neyi kontrol edeyim?”
Bu örnekte Yağmur’un dondurulan materyalin saklanması konusunda kontrolünü artırmaya çalıştığını görüyoruz. Oysa mülakat sırasında daha yumurta dondurma tedavisi görmesine epey bir zaman vardı. Yağmur’un bu kaygısı, teknolojilerin kendi başlarına çalışmak veya bozulmak yerine bakım emeğine bağlı oldukları argümanını hatırlatıyor (Mol vd., 2010). Bu komplike ve yaşamları sürdüren bakım ağında (Tronto, 1993, p. 103; Puig de la Bellacasa, 2015), birçok aktör bir araya gelerek Yağmur’un donmuş yumurtaları için bir bakım emeği veriyor: bu ağın içinde laboratuvar çalışanları da var, koruyucu maddeler (cryoprotectants) ve elektrik düzeneği de var. Yağmur’un endişesi “gelecekte beklenen tehlikeler için bugünden girişilen önleyici eylemlere” (Adams et al., 2009) de bir örnek oluşturuyor.

Boş tıbbi şişeler uzayda süzülüyor; bu görüntü, kadınların bedenlerinden alınarak başka bir yere aktarılan üreme materyalini sembolik olarak yansıtıyor. Görsel, Pexels License kapsamında Tara Winstead tarafından sağlanmıştır, buradan erişilebilir: https://www.pexels.com/photo/close-up-shot-of-test-tubes-7722962/
Yağmur gibi, Hande de donmuş yumurtalarının geleceği konusunda epey endişeliydi. Otuzlu yaşlarının ortasında bir biyolog olan Hande, yaşa bağlı doğurganlık kaybından korkuyor ve bu nedenle yumurta dondurma fikrini değerlendiriyordu. Ancak tam olarak nerede bu tedaviyi görmesi gerektiğinden emin olamıyordu. Çünkü Almanya’da bu tedaviye ulaşma yolundaki engeller ve Türkiye’deki lojistik problemler ona eşit ölçüde endişe veriyordu. Nitekim, onun endişeleri laboratuvar koşullarının da ötesine geçerek Türkiye’de laboratuvarın bulunduğu noktadaki jeolojik koşullara kadar uzanıyordu. Ya yumurtaların durduğu bina bir gün çökerse? Hande şöyle açıklıyordu:
“Ben depremden çok korkarım. Arkadaşımın yumurtalarının durduğu o eksi 80 (derece) nerede? (Yumurta donduran) arkadaşım kliniğini seçtiğinde, ben ona söylemiştim mesela, demiştim ki: “Belki acaba 5 tane bir klinikte, 5 tane başka bir klinikte toplayıp o yumurtaları farklı sepetlere koymayı, yani farklı binalara ve deprem risklerine yaymayı düşünür müsün?” diye konuştuğumuzu hatırlıyorum.”
Hande mülakatın ilerleyen kısımlarında, bu konuya geri döndü:
“O yumurtaları devlet hastanesinde nerede tutuyorlar? Gerçekten ben o yumurtaların önümüzdeki altı sene içerisinde olabilecek bir İstanbul depreminde başına ne geleceğini merak ediyorum yani. Ben o yaşa geldiğimde yumurtam olmazsa, o zaman bambaşka bir yol seçerim yani. Yumurtasız kalmak, deprem olup da yumurtaların altında kalmasından benim için daha alınabilecek bir risk.”
Hande doğurganlık kaybıyla doğal bir afet arasında bir bağlantı kuruyor. Bu da üreme konulu gelecek planlamasını kontrol altına alma çabalarının skalasına dair bir şeyler söylüyor. Hande belki ilk neticeye, yani doğurganlık kaybına, başka alternatiflere yönelerek çözüm bulabileceğini söylüyor. Ancak yaklaşan deprem, kontrol edebileceği bir şey değil. Yine de en azından biraz da olsa kontrol edebileceği vasıtalar ve imkânlar arıyor, bunlardan biri de yumurtaları farklı kliniklere dağıtma fikri.
Hande’nin anlatısında beni en çok etkileyen şey, kaygının donanımlı bir geleceğe hazırlık planına dönme anı. Yumurta dondurmanın kendisi “beklenen infertilite” (Martin, 2010) karşısında bugünden alınan bir önlemken, yumurtaların dondurulacağı coğrafi bölge de Hande’nin gelecek planlarına dahil olmanın bir yolunu buluyor.
Bu örneklerde materyal altyapılar, gelecek planlarında oldukça öne çıkıyor. Altyapılar bu örneklerde yalnızca teknik yapılar olarak değil, aynı zamanda “zaman içinde kademeli olarak biriken sosyal, teknik, siyasi, ekonomik ve etik tercihlerinin aldığı somut haller” (Niewöner, 2015) olarak ortaya çıkıyor. Dondurulmuş yumurtaların saklandığı yerler, belli başlı kliniklerin, binaların, enerji sistemlerinin ve yasaların içerisinde konumlanıyor. Yumurta dondurma, birey için bir çeşit zaman genişletme gayesiyle teşvik edilirken, öte yandan yeni uzamsal bağlar yaratıyor. Dolayısıyla yumurtaların çökmesine neden olan şey, yalnızca doğurganlığın sınırlı aralığında çocuk yapma kaygısı olmaktan çıkıyor ve dondurulmuş yumurtaların olası geleceklerini düzenleyen materyal koşullara kadar uzanmış oluyor.
Bu yazı, Katkıda Bulunan Editör Jackie Ashkin tarafından derlenmiş ve Katkıda Bulunan Editör Eva Steinberg tarafından gözden geçirilmiştir.
Kaynaklar
Adams, V., Murphy, M., & Clarke, A. E. (2009). Anticipation: Technoscience, life, affect, temporality. Subjectivity, 28(1), 246–265. https://doi.org/10.1057/sub.2009.18
Martin, L. J. (2010). Anticipating Infertility: Egg Freezing, Genetic Preservation, and Risk. Gender & Society, 24(4), 526–545. https://doi.org/10.1177/0891243210377172
Mol, Annemarie, Moser, Ingunn and Pols, Jeannette. “Care: putting practice into theory”. Care in Practice: On Tinkering in Clinics, Homes and Farms, edited by Annemarie Mol, Ingunn Moser and Jeannette Pols, Bielefeld: transcript Verlag, 2015, pp. 7-26. https://doi.org/10.1515/transcript.9783839414477.7
Niewöhner, J. (2015). Infrastructures of Society, Anthropology of. In International Encyclopedia of the Social & Behavioral Sciences (pp. 119–125). Elsevier. https://doi.org/10.1016/B978-0-08-097086-8.12201-9
Puig de la Bellacasa, M. (2017). Matters of care: Speculative ethics in more than human worlds. University of Minnesota Press.
Tronto, J. C. (1993). Moral Boundaries: A Political Argument for an Ethic of Care. Routledge.