Distraction Free Reading

Mumdan Dildoya: Türkiye’de Vajinismusu Tedavi Etmek

Röportajımızın ortasında, ben daha çayımı yudumlarken Aysel, streç filme sarılmış mumlarını getirip sehpanın üzerine bıraktı. Tedavi sürecindeki ilerlemesini bana göstermek için o kadar heyecanlanmıştı ki, benim için pişirdiği keki bitirmemi bile bekleyememişti. Şimdi yarım kalmış kek dilimim ve çayım, mumlarının yanında sehpanın üzerinde duruyordu. Aysel bu mumları eltisiyle birlikte yapmıştı. Mutfağında, elindeki mutfak araç gereçlerini kullanarak her bir mumu farklı kalınlıklarda inceltmiş, şekil vermiş ve birbirine ekleyerek vajinismus tedavisinde kullanacağı aparatlar haline getirmişti. Aysel dört aydır evliydi ve kocasıyla henüz cinsel ilişkiye girememişti. Kendisine vajinismus, yani vajinal kasların istemsiz kasılması nedeniyle cinsel birleşmenin gerçekleşememesi durumu, teşhisi konulmuştu.

Vajinismus, tıbben tanımlanmış bir cinsel işlev bozukluğudur. Vajinismus tanısı almış kadınlar cinsel birleşme yaşayamazlar. İstanbul’da tanıştığım vajinismus tanılı kadınlar arasında tampon kullanamayan ya da jinekolojik muayene olamayan kadınlar da vardı. Hatta daha şiddetli vakalarda, kadınlar muayene masasına bile çıkamıyorlardı. Kadınların kendi ifadelerine göre, vajinaları adeta bir duvara dönüşüyordu. Bacaklarında sürekli kasılmalar oluyor, birleşme zamanı geldiğinde ise bu kasılmalar bütün vücutlarına yayılıyordu.

Vajinismus, DSM’de (Mental Bozuklukların Tanısal ve Sayımsal El Kitabı, 1994) kültüre bağlı hastalıklar arasında tanımlanmasa da görülme sıklığı ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Bu durum, hastalığın kültürel bir boyutu olduğuna dair ipuçları da sunar. Literatürde araştırma yapılmış ülkeler arasında Türkiye, vajinismusun en sık görüldüğü ülkelerden biri olarak öne çıkar. Örneğin, CETAD (Cinsel Eğitim Tedavi ve Araştırma Derneği) tarafından İstanbul’da yapılan bir çalışmaya göre (2007), kliniğe başvuran her iki kadından biri vajinismus tanısı almıştır. Araştırma verilerinin bulunduğu diğer ülkelerde ise bildirilen sıklık %5 ile %17 arasında değişmektedir (Spector, 1990). Görüştüğüm psikiyatristlerden biri olan Ejder Akgün Yıldırım, erkeklerde görülen cinsel işlev bozukluklarından hareketle, Türkiye’de kadınlar arasında en sık görülen cinsel işlev bozukluğunun cinsel isteksizlik olduğunu öne sürüyor. Diğerleri ise anorgazminin, yani orgazm olma güçlüğünün, başı çeken cinsel işlev bozukluğu olduğunu düşünüyor. Ancak bu sorunların tedavisi için başvuran hasta sayısı çok fazla olmadığından bu hastalıklar üzerine kamusal bir tartışmanın bulunduğunu söylemek de mümkün değil. Kabul edilebilir bir kadın olmanın, cinsel birleşmeden ve çocuk sahibi olmaktan geçtiği pronatalist Türkiye’de, normal kabul edilen birleşme odaklı heteroseksüelliğin önünde doğrudan bir engel oluşturduğu için, vajinismus en sık kayıt altına alınan cinsel işlev bozukluğu olarak öne çıkmaktadır.

Aysel’le, evinde gerçekleştirdiğimiz röportajdan yaklaşık iki hafta önce, bir grup terapisi sırasında tanıştım. Aysel, Türkiye’de vajinismus tedavisinde sıklıkla kullanılan bir yöntem olan bilişsel-davranışçı terapinin bir parçası olarak Dr. S[1]. ile çalışıyordu. Aysel, o seanstan önce, mumdan yapılmış en büyük dilatörünü rahatlıkla “içine alabilmişti”. Kocasıyla hala cinsel birleşme yaşamamış olmasına rağmen Dr. S., o gün Aysel’in artık vajinismus tedavisini tamamladığını ilan etti. Gündelik dilin bir parçası olmasa da terapi sırasında hem kadınlar hem de terapistler, penetrasyondan bahsederken “sokmak” ya da “girmek” gibi ifadeler yerine “içine almak” ifadesini kullanmayı tercih ediyorlar. Ben burada kelime seçiminin, failin belirlenmesi ve eylemin tanımlanması açısından önemli olduğunu düşünüyorum.

Cinsel faillik üzerine düşünmeye devam ederken, bilişsel-davranışçı terapinin bir parçası olarak Dr. S.’nin kadınlara evlerinde mum kullanarak dildo yapmayı öğretme pratiğinin sunduğu imkanlara odaklanmak faydalı olacaktır. Terapinin davranışsal kısmı, vajinal kasların gevşetilmesine ve böylece penetrasyonun mümkün kılınmasına odaklanıyor[2]. Terapistlerin çoğu, kadınlara kaslarını çalıştırmak ve gevşetmek için parmaklarını kullanmalarını öneriyor. Bazı terapistler ise farklı boyutlarda dildo satın almalarını tavsiye ediyor. Dr. S. ise kadınları mumları şekillendirip biçimlendirmeye ve bunları tedavi sürecinde kullanmaya yönlendiriyor. Dr. S.’ye göre, bu pratik, tamamen kadın bedenine ve vajinal kasların gevşetilmesine odaklanan tedavi surecine, erkek partnerleri dahil etmenin de etkili bir yolu. Ancak, Aysel, kocasından ziyade bu çok mahrem surece, eltisini dahil etmeyi tercih ettiğini belirtti. Röportajımız esnasında bana: “kocam zaten [tedavide] tam bir seyirci. Köstek olmasın da destek olamasa da olur” diyerek, partnerinin süreçten oldukça kopuk olduğunu anlattı.

Bu metinde, kadınların terapi sırasında kendi dildolarını yapma pratiğinden yola çıkarak, tıbbi bir tanı olan vajinismus ve bu tanıya yönelik tedavinin, paradoksal olarak, kadınlara bedenlerini tanımaları ve cinselliklerini daha açık ve daha az utanma duygusuyla deneyimlemeleri için yeni bir alan açtığını ileri sürüyorum. Bu kadınların bedenleri ve cinsellikleri üzerindeki tıbbi otoritenin ve dini kurumlar gibi diğer iktidar odaklarının kısıtlayıcı ve biçimlendirici etkisine rağmen, vajinismus tedavisi, tanı almış kadınların bedenleri ve cinsellikleriyle farklı bir şekilde ilişki kurmalarının önünü açabiliyor. Örneğin Aysel, tedavi sürecini bir fırsata dönüştürerek ev yapımı dildolarıyla mastürbasyon yapmaktan yoğun bir haz alıyordu. Bu pratik, bir yandan Aysel ile eltisinin kendilerine ait homososyal alanlarında son derece mahrem bir ilişki geliştirmelerine imkan tanırken, diğer yandan Aysel’e kendi hayatı üzerinde bir faillik duygusu kazandırıyordu.

Fotoğrafta, beyaz bir masa üzerinde alt alta dizilmiş üç beyaz mum, bir mavi doğum günü mumu ve bir pamuklu çubuk görülüyor. Beyaz mumların hepsi eriyerek farklı boyutlara gelmiş durumda. Kadınlar, vajinismus tedavisi sürecinde genellikle önce pamuklu çubukla başlıyor, ardından daha büyük mumlara geçiyorlar.

Kadınlara mumlarla çalışmaya başlamadan önce kulak çöpü kullanmaları öneriliyor. Şiddetli vajinismus vakalarında kulak çöpünü içeri almak dahi büyük bir zorluk olabiliyor. Terapist, kadınların vajinal kaslarını kendilerinin kontrol ettiğini anlamalarını ve kulak çöpüyle çalışırken kendilerini rahat hissedip kasılmayı bıraktıktan sonra daha büyük boyutlardaki mumlara geçebilmelerini amaçlıyor. Görselde üç beyaz mum, bir mavi doğum günü mumu ve bir kulak çöpü bulunuyor. Beyaz mumların tamamı farklı boyutlarda eritilmiş. Farklı boyutlardaki mumlar, terapinin son aşaması olan penis egzersizlerine kadınları hazırlamak açısından önem taşıyor. Fotoğraf: Yazar.

Tanı Sonrası Özgürce Keşfetmek

Vajinismus tanısı, kadınlara kendi bedenlerini keşfetmeleri ve cinselliklerini deneyimlemeleri için meşru bir alan açmaktadır. Ancak kadınların, tedavi amacı doğrultusunda cinselliklerini keşfetmelerinin önünü açan yalnızca tıbbi otorite değildir. Kadınların bu alanı meşru bir biçimde kullanabilmeleri için birden çok iktidar odağıyla müzakere etmeleri gerekir. Bu iktidar odaklarından biri de dini otoritedir.

Kendini dindar bir kadın olarak tanımlayan Aysel, mum-dildoları kullanmanın dinen uygun olup olmadığını da sorgulamak istedi. Araştırmama katılan diğer kadınlardan da duyduğum üzere, Türkiye’de insanların dini konulardaki sorularını ve tereddütlerini danışabilecekleri bir telefon hattı bulunuyor. Aysel de bu hattın varlığından haberdardı. Terapisti ona mum-dildolarla egzersiz yapmasını önerdiğinde, bu hattı arayarak mum-dildoların kullanımı ve gusül abdestiyle ilgili sorularını sordu. Aysel, mumlarla yaptığı her egzersizden sonra vajinal bölgesinde bir ıslaklık hissettiğini ve bu nedenle her egzersizin (terapistin tabiriyle, her “ödevinin”) ardından gusül abdesti almasının gerekip gerekmediğini merak ettiğini anlattı. Aysel’in aktardığına göre, telefonda görüştüğü hoca, mum-dildoların tedavi amacıyla kullanılması nedeniyle gusül abdesti almasına gerek olmadığını açıkladı. Böylece Aysel, hem tıbbi hem de dini otoritenin onayıyla bedenini ve cinselliğini keşfetmeye devam edebildi. Burada dini otorite, tedavinin gerekliliğini kabul ederek, tedavi bağlamında gerçekleşen bu cinsel pratiği dini açıdan meşru kıldı. Başka bir deyişle, Aysel’in egzersiz sırasında aldığı haz ve bedenini keşfetmesi, pratiğin tedavi amacı taşıdığı kabul edildiği ölçüde dini gerekliliklerle çelişen bir durum olarak görülmedi.

Buradaki çelişkiden de anlaşılacağı üzere, Aysel tıbbi otoriteyi hayatındaki tek otorite olarak görmüyordu. Bu nedenle, terapistinin kendisine anlattığı her şeyi, tedavi kapsamında önerilmiş olsa dahi, sorgulamadan kabul etmeye hazır değildi. Yaptığı telefon görüşmesiyle, tedavinin bu pratiğini dini otoriteyle de müzakere etmeyi seçti. Röportajımızdan anladığım üzere din, Aysel’in hayatında onu kısıtlayan başlıca iktidar odaklarından biriydi. Dini otoriteye danışarak Aysel, tıbbi otoritenin önünü açtığı bu özgürce keşfetme alanını kendi din ve inanç sistemine uyarladı ve bu yeni alanda deneyimlediği cinsel hazzı da meşrulaştırdı. Tedavi boyunca cinselliğin ve cinsel hazzın hayatında giderek daha görünür bir yer edinmesine rağmen Aysel, kendisini inançlı ve dindar bir kadın olarak görmeye devam etti.

Sonuç olarak, tıbbi bir tanı olarak vajinismus ve buna eşlik eden tedavi, kadınlara tanı öncesinde kabul edilebilir olmayan bir biçimde bedenlerini ve cinselliklerini deneyimlemeleri için bir meşruiyet alanı açıyor. Cinsellik, bu kadınların hayatlarında merkezi bir yer edinmeye başlıyor. Öz-keşif egzersizleri aracılığıyla bedenlerini ve erojen bölgelerini tanıyor; cinsel eylemden haz beklemeyi, en azından egzersizler ve “ödevleri” sırasında, öğreniyorlar. Tıbbi durum, cinselliği ve cinsellik hakkında konuşmayı daha kabul edilebilir kılarken, kadınlara bedenleri ve cinsellikleri hakkında bir yabancıyla dahi konuşabilecekleri bilimsel bir dil de sağlıyor. Ev yapımı dildoların kullanıldığı bu tedavi süreci ve tıbbi tanının varlığı, kadınların cinsel hayatlarını görünür kıldığı için, paradoksal bir biçimde, kadınlarda bir güçlenme hissi yaratıyor. Bu kadınların hayatlarında cinsel birleşmenin gerçekleşmemesi, aslında, cinselliği ve cinsel hazzı mümkün kılıyor; çünkü kadınlar bedenlerini özgürce keşfedip deneyimleyebiliyorlar.

Ancak Aysel ve diğer kadınlar için nihai hedef, vajinayı “normal”, düzenli bir heteroseksüel kadın olmaya uygun hale gelecek biçimde şekillendirmek. Kendi anlatılarına göre, cinsel birleşme gerçekleştikten sonra kadınlar mumlarını kullanmaya devam etmiyorlar. Hatta tedavi sonrasında, tedavi sürecinde geliştirdiğimizi düşündüğüm yakın bağa rağmen, benimle konuşmak konusunda dahi çekingen davranıyorlardı. Penetrasyonun gerçekleşmesi ve tıbbi durumun tedavi edilmesiyle birlikte cinsellik yeniden mahrem bir konu haline geliyor ve cinsel keşfin meşruiyeti ortadan kalkıyor.

Her ne kadar kısa bir süreyle sınırlı olsa da, bu kadınların deneyimlerini feminist bilinç yükseltme gruplarına benzer biçimde değerli ve dönüştürücü buluyorum. Mumlarını şekillendirip biçimlendirirken, dildo yapım sürecine istedikleri kişileri dahil ederken ve mutfaklarını homososyal dildo yapım atölyelerine dönüştürürken, bu kadınlar cinsellik ve gündelik dil arasında gidip geliyor, tencere ve mutfak gereçlerini dildo yapım araçlarına dönüştürüyor ve mumlarıyla birlikte kendi vajinalarını da değiştirip şekillendiriyorlar. Bunu yaparken, kısa bir süreliğine “üremeyi ele geçiriyor” (Murphy 2012) ve aynı zamanda heteronormatif ve birleşme odaklı (falosentrik) cinselliği de dönüştürüyorlar.

Masa üzerindeki beyaz desenli bir plastik poşetin üzerine sarı, pembe ve beyaz mumlar dizilmiş. Görüntünün sol tarafındaki sarı bir mumun üzerinde bir kadının eli duruyor. Mumların hepsi farklı boyutlarda; ayrıca hepsinin oyulmuş ve şekillendirilmiş bir görünümleri var. Beyaz olanlar en ince, pembe olanlar ise en kalın mumlar.

Sarı, pembe ve beyaz mumlar bir masanın üzerindeki plastik bir poşetin üzerinde duruyor. Görselin sol tarafında bir kadının eli sarı mumlardan birinin üzerinde. Mumların tamamı farklı boyutlarda ve oyulup şekillendirilmiş görünüyor. Beyaz mumlar en ince, pembe mumlar ise en kalın olanlar. Bu görsel bir grup terapisi sırasında çekildi. Mumlarını yapmak için eşleriyle birlikte çalışan kadınlar açısından, bu boyutlar gerçekçi olmayabilir. Erkekler, kadınların bu mumları terapi seanslarında gösterdiklerini bildikleri için, mumların boyutları penis boyutluyla eşleştirildiğinden erkekliklerini sergileme çabasına dönüşebiliyor. Saha çalışmam sırasında, eşleri tarafından dildo yapım sürecine dahil edilen bazı erkeklerle, terapiye yaklaşımları konusunda terapistin konuşmak zorunda kaldığı birkaç durum oldu. Fotoğraf: Yazar.

Notlar

[1] Araştırmam sırasında görüştüğüm tüm uzmanlar kendi isimlerini kullanabileceğimi söyledi. Ancak ben uzmanların tam isimlerini yine de kullanmak istemedim. Görüştüğüm kadınlar ve uzmanlar arasında bağlantı olduğundan bir şekilde kadınların kimliklerini açığa çıkarma riskini göze almamak için uzmanların isim ya da soyisimlerinin ilk harflerini kullanıyorum.
[2] Türkiye’de kadınlar terapinin davranışsal kısmını genellikle kendileri yürütürler. Terapistlerinin yönlendirmeleri doğrultusunda, bir terapistin yardımı olmaksızın kas gevşetme egzersizlerini evde yaparlar. Buna karşılık ABD’de genelde fizyoterapistler, bu egzersizler sırasında kadınlara kliniklerde yardımcı olurlar.


Bu gönderi Katkıda bulunan editör, Ritu Ghosh tarafından hazırlanmış ve Katkıda Bulunan Editör, Thomson Chakramakkil tarafından incelenmiştir.

Kaynakça

Murphy, Michelle (2012). Seizing the Means of Reproduction: Entanglements of Feminism, Health, and Technoscience. Rutgers University Press.

Spector, Ilana P., and Michael P. Carey. “Incidence and Prevalence of the Sexual Dysfunctions: A Critical Review of the Empirical Literature.” Archives of Sexual Behavior 19, no. 4 (August 1990): 389–408. https://doi.org/10.1007/BF01541933.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *